İç hastalıkları (dahiliye), yetişkinlerin iç organlarında meydana gelen sorunları teşhis eden, ameliyatsız tedavi süreçlerini planlayan ve bedeni bütüncül bir yaklaşımla yöneten temel tıp dalıdır. Bedendeki hiçbir sistem tamamen birbirinden bağımsız çalışmaz.

Klinik metodoloji, ortaya çıkan belirtileri sadece anlık olarak baskılamayı değil problemin asıl kaynağına kalıcı şekilde ulaşmayı hedefler. Vücudun doğal ahengini bozan unsurlar büyük bir dikkatle incelenir.

Tanı algoritmaları, sağlığa kavuşma yolculuğunda en güvenilir adımların sırasıyla atılmasını sağlayan bilimsel bir haritadır. Her kişiye özel hazırlanan bu sistemli yaklaşım karmaşık sağlık sorunlarının çözülmesini hızlandırır.

Bütüncül hasta yönetimi ise sadece mevcut hastalıklarla mücadele etmekten ibaret değildir. Bireyin genel yaşam kalitesini koruyarak yükseltmek ve gelecekteki olası sağlık risklerini güvenle engellemek bu alanın temelidir.

Uzm. Dr. Ayşegül Navdar Resul
İç Hastalıkları (Dahiliye) Uzmanı

Rizeʼnin Ardeşen ilçesinde doğan Uzm. Dr. Ayşegül Navdar Resul, ilk ve orta öğrenimini Rizeʼde tamamladı. Tıp eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesiʼnde tamamlayarak tıp doktoru unvanını aldı. Ardından Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesiʼnde İç Hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladı. 2000 yılından itibaren İç Hastalıkları Uzmanı (Dahiliye Uzmanı) olarak mesleki çalışmalarını sürdürmektedir. 2000–2002 yılları arasında JFK Hospitalʼda görev yaptı. 2002 yılından bu yana Avrasya Hastanesiʼnde İç Hastalıkları Uzmanı olarak görevine devam etmektedir.

Uzun yıllara dayanan mesleki deneyimiyle erişkin hastalıklarının değerlendirilmesi, tanı, tedavi ve takibi alanlarında hizmet vermektedir. Mesleki ilgi alanları arasında palyatif bakım gereksinimi bulunan hastaların değerlendirilmesi ve takibi de yer almaktadır. Onkoloji hastalarında palyatif bakım sürecinde görülebilen anemi, enfeksiyon, beslenme bozuklukları, sıvı ve elektrolit dengesizlikleri ile genel durum bozukluklarının değerlendirilmesi ve tıbbi takibiyle ilgilenmektedir. Ayrıca demans hastaları ile ileri evre ve terminal dönemde bulunan hastaların palyatif bakım süreçlerinin değerlendirilmesi ve takibini gerçekleştirmektedir. Tıbbi gereklilik halinde bu hastaların görev yaptığı sağlık kuruluşunda yatara takip ve tedavi süreçlerinde görev almaktadır.

WhatsApp ile İletişime Geç

İç Hastalıkları (Dahiliye) tıbbi süreçlerde nasıl bir birleştirici rol üstlenir?

Tıp biliminin ilerlemesi ve bilgi birikiminin artmasıyla birlikte doğal olarak her organ sistemine özel alt uzmanlık alanları gelişmiştir. Günümüzde sadece kalple ilgilenen, yalnızca böbrek fonksiyonlarına odaklanan veya sadece sindirim sistemini inceleyen çok değerli ve gerekli tıp dalları bulunmaktadır. Ancak insan doğası gereği, özellikle yaşın ilerlemesiyle birlikte hastalıklar genellikle tek başlarına gelmezler. Birden fazla kronik rahatsızlığı bulunan bireylerde, her bir organın diğerlerinden bağımsız olarak değerlendirilip tedavi edilmesi, sistemler arası iletişimin gözden kaçmasına zemin hazırlayabilir. Bu durum hastanın sağlığına yönelik bütüncül bakışın kaybolmasına ve birbirini olumsuz etkileyebilecek tedavi planlarının ortaya çıkmasına yol açabilir.

İç hastalıkları tam da bu karmaşanın ortasında bir denge unsuru olarak devreye girer. Bu alanı büyük bir senfoni orkestrasının şefine benzetebiliriz. Orkestradaki her bir enstrümanın tek başına güzel bir ses çıkarması müziğin kusursuz olacağı anlamına gelmez; asıl önemli olan tüm enstrümanların birbiriyle uyum içinde, doğru zamanda ve doğru ritimde çalmasıdır. Bir hastanın aynı dönemde kalp yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında yavaşlama ve şeker hastalığı bulunabilir. Sadece kalbi rahatlatmak amacıyla planlanan bir tedavi adımı böbrekleri yorabilir veya kan şekerini düşürmek için atılan bir adım kalbin ritmi üzerinde istenmeyen etkiler yaratabilir. İç hastalıkları yaklaşımı, hastanın eşlik eden tüm hastalıklarını, kullanmakta olduğu tüm ilaçları, yaşam tarzını ve vücudunun genel dayanıklılığını tek bir çerçevede değerlendirir. Böylece bedenin genel dengesinin korunmasına katkı sağlar.

İç Hastalıkları (Dahiliye) polikliniğine başvurduğunuzda hastalıkların kök nedeni nasıl araştırılır?

Klinik değerlendirme süreci, çoğu zaman hastanın anlattığı belirtilerden yola çıkarak hastalığın asıl kaynağına ulaşmayı hedefleyen, dedektiflik çalışmasına benzeyen mantıksal bir ilerleyiştir. İnsanlar hastaneye her zaman çok net ve yeri belli olan şikayetlerle gelmezler. Bazen hastayı hekime getiren şey aylardır bir türlü geçmeyen bir yorgunluk, istemsizce verilen kilolar, nedeni bulunamayan ateş basmaları veya sabahları yataktan kalkmayı eziyete dönüştüren bir halsizlik hissi olabilir. Bu tür sınırları tam çizilemeyen şikayetlerin arkasında çok basit bir vitamin eksikliği yatabileceği gibi, sessizce ilerleyen bir romatizmal hastalık, vücudun kendi dokularına tepki verdiği otoimmün bir süreç veya gizli bir metabolik bozukluk da bulunabilir.

Dahiliye pratiğinde sık karşılaşılan belirsiz şikayetler şunlardır:

  • Kronik yorgunluk
  • İstem dışı kilo kaybı
  • Nedeni belirsiz ateş
  • Yaygın kas ağrıları
  • Sabah tutukluğu
  • İştahsızlık

Bu çok çeşitli ihtimaller nedeniyle, değerlendirmenin en temel ve en önemli adımı hastanın öyküsünün çok detaylı bir şekilde dinlenmesidir. Şikayetlerin ne zaman başladığı, günün hangi saatlerinde şiddetlendiği, hangi hareketlerle veya yiyeceklerle azaldığı büyük bir dikkatle sorgulanır. Ailedeki genetik miras, iş ortamındaki koşullar, geçmişte geçirilen ameliyatlar ve o an masum görünerek kullanılan bitkisel çaylar bile bu öykünün bir parçasıdır. Hastanın anlatacakları tamamlandıktan sonra sistematik bir fizik muayene başlar. Sadece şikayet edilen bölgeyle sınırlı kalınmaz, tüm vücut bir bütün olarak taranır. Nabzın ritmi, kan basıncı seviyesi, solunum sesleri, karın bölgesindeki organların boyutları ve boyundaki tiroid bezinin durumu incelenerek asıl probleme doğru giden yoldaki ilk ipuçları toplanır.

İç Hastalıkları (Dahiliye) teşhis sürecinde kan tahlilleri ve radyolojik görüntülemeler nasıl kullanılır?

Fizik muayene ve dinlenen detaylı öykü sonucunda zihinde beliren tıbbi şüphelerin bilimsel verilerle netleştirilmesi gerekir. Günümüzde teknolojinin sunduğu imkanlar sayesinde teşhis süreçleri çok daha detaylı hale gelmiştir. Muayene sonrasında hastanın durumuna uygun olan laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri seçilir. Bazen muayene odasında anında uygulanan basit bir ultrasonografi ile böbreklerin veya karaciğerin yapısı hakkında çok kıymetli ön bilgiler elde edilebilir. Ancak çoğu zaman daha derinlemesine analizlere ihtiyaç duyulur ve hastadan kan testleri istenir.

Kan testleri, vücudun içindeki görünmeyen faaliyetlerin kağıda dökülmüş birer haritası gibidir. Hastanın şikayetlerine göre istenen testler geniş bir yelpazeye yayılır. Kan hücrelerinin durumu vitamin depoları, organların çalışma hızları ve vücuttaki iltihap oranları bu testlerle anlaşılır.

Sık istenen laboratuvar tetkikleri şunlardır:

  • Tam kan sayımı
  • Açlık kan şekeri
  • Böbrek fonksiyon testleri
  • Karaciğer enzimleri
  • Tiroid hormonları
  • Kolesterol paneli
  • Vitamin seviyeleri
  • İltihap belirteçleri

Bu kan panellerinin sonuçlarına göre gerekirse daha ileri yöntemlere başvurulur. Örneğin mide ve bağırsaklarla ilgili şüphelerde kameralı cihazlarla yapılan endoskopi ve kolonoskopi işlemleri devreye girebilir. Kalp kasının yorulduğu düşünülüyorsa ekokardiyografi, akciğerlerde bir sorun olduğu düşünülüyorsa solunum fonksiyon testleri veya tomografi gibi kesitsel görüntüleme cihazları kullanılır. Tüm bu veriler bir araya getirilerek hastalığın adı konur ve kişiye en uygun tedavi stratejisi belirlenmeye çalışılır.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

İç Hastalıkları (Dahiliye) pratiğinde kalp, böbrek ve metabolizma neden birbirinden bağımsız düşünülemez?

Toplum genelinde yapılan sağlık taramaları, yetişkin bireylerin çok büyük bir kısmında şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği veya fazla kilo problemlerinin bir arada bulunduğunu göstermektedir. İnsan vücudunda kalp, böbrekler ve metabolik sistem adeta birbirine kopmaz bağlarla bağlanmış bir mekanizmanın çarkları gibidir. Bu çarklardan birinin dönüşünde yaşanacak bir aksama, diğerlerinin de zamanla tekleyip zorlanmasına neden olur. Bu nedenle tıbbi değerlendirmelerde bu üçlü yapı asla birbirinden ayrı düşünülemez.

Sürecin nasıl işlediğine bakacak olursak, yüksek kan şekeri damarların iç yüzeyini döşeyen hassas tabakayı zamanla yıpratmaya başlar. Bu yıpranmadan en çok etkilenen organların başında böbreklerin içindeki mikroskobik süzgeçler gelir. Böbrekler hasar görüp görevini tam yapamamaya başladığında, vücuttan atılması gereken fazla sıvı ve tuz içeride birikir. Vücutta fazladan tutulan her damla sıvı, damarların içindeki basıncı, yani tansiyonu yükseltir. Yükselen tansiyon ise, o yüksek basınca karşı kan pompalamaya çalışan kalbin iş yükünü artırır ve kalbi yorar. Kalp yoruldukça böbreklere giden temiz kan miktarı azalır ve böbrekler daha çok zorlanır.

Bu durum birbirini tetikleyen bir zincirleme reaksiyondur. İç hastalıkları yaklaşımı bu zincirin farkındadır. Bu nedenle sadece kan şekerini düşürmeye odaklanmak yerine, aynı anda böbrekleri koruyacak, tansiyonu dengeleyecek ve kalbin yükünü hafifletecek tedaviler seçilir. Ortak eksen üzerinden yapılan bu çok yönlü müdahale, organların birbirinden etkilenerek bozulma hızını yavaşlatmaya yardımcı olur.

İç Hastalıkları (Dahiliye) uzmanlığında diyabet (şeker hastalığı) tedavisinde temel hedefler nelerdir?

Şeker hastalığının takibinde ve tedavisinde en büyük yanılgılardan biri, tek ve yegane hedefin evdeki kan şekeri ölçüm cihazında görülen rakamı düşürmek olduğunun düşünülmesidir. Kan şekeri ölçümü sadece anlık bir göstergedir. Tedavinin asıl varoluş amacı, o yüksek şekerin yıllar içinde vücudun hayati organlarına verebileceği kalıcı hasarları engellemeye çalışmaktır. Göz arkasındaki ince damarların korunması, böbreklerin diyaliz sürecinden uzak tutulması ve bacaklardaki sinirlerin işlevini yitirmesinin önüne geçilmesi asıl odak noktasıdır.

Diyabetin uzun vadede etkileyebileceği temel organlar şunlardır:

  • Gözler
  • Böbrekler
  • Kalp
  • Beyin
  • Ayak sinirleri

Bu organları korumak adına sadece açlık şekerine değil son üç aylık şeker ortalamasını gösteren değerlere de bakılır. Tedavi hedefleri ise herkes için aynı değildir; tamamen kişinin yaşına, eşlik eden diğer hastalıklarına ve hayat enerjisine göre özel olarak ayarlanır. Genç, hareketli ve başka hiçbir rahatsızlığı olmayan bir bireyde kan şekeri hedefleri çok daha sıkı tutulurken, seksen yaşında ve daha önce kalp krizi atlatmış bir hastada hedefler esnetilir. Çünkü ileri yaşlardaki kırılgan bireylerde ilaçlarla kan şekerini çok sert düşürmeye çalışmak, şekerin aniden sıfırlanmasına ve bunun sonucunda düşmelere, ritim bozukluklarına veya bilinç kayıplarına yol açabilir. Bu dengeyi kurmak, diyabet tedavisinin kalbini oluşturur.

İç Hastalıkları (Dahiliye) alanında tansiyon ve kolesterol yüksekliklerinde tedavi planı nasıl şekillenir?

Hipertansiyon, yani yüksek tansiyon, çoğu insanda yıllarca hiçbir belirti vermeden, baş ağrısı bile yapmadan sessizce ilerleyebilen bir durumdur. Polikliniğe gelen bir hastada yapılan tekrarlayan ölçümlerde değerlerin normalin üzerinde çıkması durumunda tansiyon yüksekliğinden şüphelenilir. Bazen insanlar hastane ortamında heyecanlandıkları için kan basınçları geçici olarak yükselebilir. Bu durumu netleştirmek için hastadan evde, dinlenmiş ve sakin bir haldeyken de düzenli ölçümler yapması istenir.

Eğer hastanın eş zamanlı olarak şeker hastalığı veya böbrek sorunları varsa, tansiyonun daha düşük seviyelerde tutulması hedeflenir. Ancak tansiyon veya kolesterol tedavisi dendiğinde akla ilk olarak ilaçlar gelmemelidir. İlaçlar çok kıymetli yardımcılar olsa da tedavinin değişmez temeli yaşam tarzındaki düzenlemelerdir. Günlük alışkanlıklar değiştirilmeden içilen ilaçlar, musluk açıkken yerleri kurulamaya benzer.

Tansiyon ve kolesterol yönetiminde önerilen yaşam tarzı değişiklikleri şunlardır:

  • Tuz tüketimini kısıtlama
  • Doymuş yağları azaltma
  • Düzenli yürüyüş
  • İdeal kiloya ulaşma
  • Akdeniz tipi beslenme
  • Stres yönetimi
  • Uyku düzeni sağlama

Kolesterol seviyelerinin değerlendirilmesi de yine tamamen hastanın taşıdığı riske göre yapılır. Sağlıklı bir birey için normal kabul edilebilecek bir kötü kolesterol seviyesi, daha önce damar tıkanıklığı yaşamış veya kalp yetmezliği olan bir kişi için çok yüksek ve tehlikeli kabul edilebilir. Yüksek riskli bireylerde kötü kolesterolün çok daha düşük rakamlara çekilmesi hedeflenir ki damar duvarlarındaki yağ birikintileri daha fazla büyümesin. Bu süreçte kişinin günlük diyetine dikkat etmesi tedavinin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Tedaviler hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!

İç Hastalıkları (Dahiliye) yaklaşımında çok fazla ilaç kullanmak (polifarmasi) neden risklidir ve nasıl yönetilir?

İnsan ömrünün uzaması harika bir gelişme olmakla birlikte yaşlılıkla beraber gelen kronik hastalıklar insanların çok sayıda ilacı aynı anda kullanmasını gerektirebiliyor. Gün içinde farklı şikayetler için beş veya daha fazla ilacın düzenli olarak kullanılması durumuna polifarmasi adı verilir. Masanın üzerine dizilen tansiyon hapları, mide koruyucular, ağrı kesiciler, şeker hapları ve vitaminler zamanla büyük bir ilaç yığınına dönüşür.

İlaç sayısının bu kadar artması, vücut için ciddi bir stres kaynağıdır. Özellikle ilerleyen yaşla birlikte böbreklerin ve karaciğerin ilaçları vücuttan temizleme hızı yavaşlar. Otuz yaşındaki bir bedenin hızla süzüp attığı bir ilaç, yetmiş yaşındaki bir bedende birikerek yan etkiler yaratabilir. Ayrıca midede birleşen on farklı kimyasal maddenin birbirinin etkisini nasıl değiştireceğini öngörmek her zaman kolay değildir.

Polifarmasiye bağlı gelişebilecek başlıca riskler şunlardır:

  • İlaç etkileşimleri
  • Denge kayıpları
  • Zihin bulanıklığı
  • Böbrek yorgunluğu
  • Karaciğer zorlanması
  • Tansiyon dalgalanmaları

Dahiliye pratiğinde çok ilaç kullanan hastalar değerlendirilirken, hastanın reçetesindeki tüm ilaçlar tek tek gözden geçirilir. Bazen yıllar önce yazılmış ve artık kullanılmasına hiç gerek kalmamış mide ilaçları veya alışkanlık haline gelmiş kas gevşeticiler listeden çıkarılır. Gerekli olan ilaçların ise hastanın güncel böbrek fonksiyonlarına göre dozları yeniden hesaplanır. Amacımız sadece ilaç yazmak değil bazen de hastayı artık fayda sağlamayan ilaçların yükünden kurtarmak ve tedavi şemasını olabildiğince sadeleştirmektir.

İç Hastalıkları (Dahiliye) ameliyat öncesi değerlendirmesi riskleri azaltmada neden önemli bir adımdır?

Hayatımızın bir döneminde safra kesesinin alınması, eklem protezi takılması veya daha farklı nedenlerle cerrahi bir operasyon geçirmemiz gerekebilir. Ameliyatlar, ister çok küçük bir müdahale olsun ister saatler sürsün, insan bedeni için oldukça yorucu stres anlarıdır. Anestezi almak, vücuttaki sıvıların yer değiştirmesi ve doku iyileşme süreci kalp, akciğerler ve böbrekler üzerinde tıpkı ağır bir spor yapmış gibi yük oluşturur.

Ameliyat öncesi iç hastalıkları hekimi tarafından yapılan değerlendirmenin amacı, hastayı ameliyat masasından döndürmek veya cerrahiye engel çıkarmak değildir. Buradaki temel hedef, operasyon sırasında veya sonrasındaki dinlenme döneminde ortaya çıkabilecek sağlık risklerini önceden tahmin etmek ve bedeni bu sürece en güvenli şekilde hazırlamaktır.

Ameliyat öncesi değerlendirilen başlıca sistemler şunlardır:

  • Kalp kapasitesi
  • Akciğer fonksiyonları
  • Kan şekeri düzeyi
  • Pıhtılaşma dengesi
  • Böbrek süzme hızı

Eğer hasta kalp ritmini düzenleyen ilaçlar kullanıyorsa, kalbin ameliyat stresine dayanabilmesi için bu ilaçların kesilmeden devam edilmesi önerilebilir. Akciğerleri korumak için sigara içen hastalarda ameliyattan belli bir süre önce sigaranın bırakılması şiddetle tavsiye edilir. Kan sulandırıcı kullanan bireylerde ise kanama riskini azaltmak ama aynı zamanda damarlarda pıhtı oluşumunu da engellemek için, eski ilaç geçici süreyle kesilip yerine kısa etkili iğne tedavilerine geçilerek bir güvenlik köprüsü kurulur. Tüm bu adımlar, iyileşme sürecinin sorunsuz geçmesine katkı sağlamayı amaçlar.

İç Hastalıkları (Dahiliye) bölümünde hastalanmadan önce sağlığı korumak için hangi kanser taramaları önerilir?

Tıbbın en büyük başarısı hastalıkları tedavi etmekten ziyade, o hastalıkların ortaya çıkmasını engellemektir. Sağlıklı gibi görünen bireylerde düzenli aralıklarla yapılan taramalar, vücutta henüz belirti vermemiş olan veya kansere dönüşme ihtimali taşıyan hücresel değişimleri erken evrede yakalamayı amaçlar. Bu taramalar rastgele yapılan kan tahlilleri değil; kişinin yaşına, cinsiyetine ve aile geçmişine göre şekillenen kanıta dayalı programlardır.

Kanser hücreleri genellikle bir anda ortaya çıkmaz, yıllar süren sessiz bir değişim evresi geçirirler. Koruyucu hekimlik, hücreler o tam kanser formuna ulaşmadan önce sürece müdahale etmeye çalışır.

Önerilen temel kanser taramaları şunlardır:

  • Kolonoskopi
  • Mamografi
  • Rahim ağzı sürüntüsü
  • Dışkıda gizli kan testi

Örneğin bağırsak taramalarında kullanılan kolonoskopi yöntemi, sadece hastalığı tespit etmekle kalmaz. İşlem sırasında bağırsak yüzeyinde polip adı verilen küçük et parçaları görülürse, bunlar hemen oracıkta temizlenir. Bu polipler alınmadığı takdirde yıllar içinde kötü huylu tümörlere dönüşme riski taşır. Aynı şekilde belirli yaşın üzerindeki kadınlarda iki yılda bir önerilen mamografi, elle muamelede asla hissedilemeyecek kadar küçük ve kum tanesi boyutundaki değişimleri yakalayarak çok daha hafif müdahalelerle sağlığın korunmasına imkan tanır. Erken teşhis, uzun ve yorucu tedavi süreçlerinin önüne geçmekteki en güçlü silahımızdır.

İç Hastalıkları (Dahiliye) pratiğinde erişkinlik döneminde hangi aşıların yaptırılması tavsiye edilir?

Aşıların sadece bebeklere veya çocuklara özgü olduğu düşüncesi toplumda oldukça yaygın bir yanılgıdır. Oysa insan yaşlandıkça bağışıklık sisteminin hafızası zayıflar ve hastalıklara karşı savunma mekanizması eskisi kadar hızlı yanıt veremeyebilir. Özellikle altta yatan şeker hastalığı, kalp yetmezliği veya solunum problemleri olan bireylerde basit bir mikrop bile vücutta ağır tahribatlara yol açabilmektedir. Erişkin aşılaması, bu riskleri minimuma indirmek için geliştirilmiş çok kıymetli bir koruma kalkanıdır.

Erişkinlere tavsiye edilen başlıca aşılar şunlardır:

  • Zatürre aşısı
  • Mevsimsel grip aşısı
  • Zona aşısı
  • Tetanoz aşısı

Zatürre aşıları, özellikle belli bir yaşın üzerindeki veya kronik hastalığı olan bireyler için akciğer sağlığını korumada çok önemlidir. Kış aylarına girerken yaptırılan mevsimsel grip aşısı, sadece birkaç günlük ateşi önlemek için değil özellikle kalp ve akciğer hastalarında gribin tetikleyebileceği ağır krizleri engellemek için önerilir. Ayrıca çocuklukta geçirilmiş suçiçeği virüsünün ilerleyen yaşlarda uyanarak sinirlerde şiddetli ağrılara yol açtığı zona hastalığından korunmak için de aşı uygulamaları bulunmaktadır. Bu koruyucu adımlar, yaşam kalitesini artırarak hastanede yatış oranlarını düşürmeye çok büyük katkı sağlar.